Salgın hastalıklarla mücadeleye aşı karşıtlığı ve ilaç direnci engeli
Dünya Ekonomik Forumu’nun koronovirüsün pandemi ilan edilmesinden önce yayınladığı Küresel Risk Raporu ilginç öngörüler barındırıyor. Aşı karşıtlığı ve ilaç direncinin salgın hastalıkların durdurulmasını engellediği belirtilen raporda, bu hastalıkların 2050‘ye kadar 10 milyona yakın can kaybına nede

Dünya Ekonomik Forumu’nun koronovirüsün pandemi ilan edilmesinden önce yayınladığı Küresel Risk Raporu ilginç öngörüler barındırıyor. Aşı karşıtlığı ve ilaç direncinin salgın hastalıkların durdurulmasını engellediği belirtilen raporda, bu hastalıkların 2050‘ye kadar 10 milyona yakın can kaybına neden olacağı belirtiliyor.
Dünya Ekonomik Forumu’nun 15 yıldır düzenli olarak çıkardığı Küresel Risk Raporu yayımlandı. Marsh&McLennan ve Zurich Insurance Group’un katkısıyla hazırlanan rapor, uzun vadede insanlığı en çok etkileyecek ve olasılığı en yüksek riskleri konu alıyor. Buna göre gerçekleşme olasılığı en yüksek beş risk, iklim krizi kaynaklı. Bu, raporun tarihinde bir ilk. Çevresel risklerin ardından teknolojik, toplumsal, jeopolitik ve son olarak da ekonomik riskler sıralanıyor.
Davos’ta düzenlenen forum, küresel sermayenin en büyük sözcüsü sayılıyor. Hazırladıkları rapor, riskler ile çözümleri, tehlike ile fırsatları aynı anda hem özel sektöre hem de hükümetlere yol gösterici bir biçimde sunuyor. 750 civarında uzmana yapılan anketle oluşturulan raporda gelecek 10 yıl zarfında insanlığı etkileyecek ilk beş çevresel risk şöyle sıralanıyor:
• İnsan hayatına, mülke ve altyapıya zarar veren aşırı hava olayları
• İklim kriziyle mücadelede başarısızlık
• Deprem, sel, fırtına gibi doğal afetler
• Kara ve deniz ekosistemlerinin geri dönüşü olmayacak şekilde zarar görmesi ve biyoçeşitlilik kayıpları
• İnsan eliyle ortaya çıkan çevresel felaketler
Gerçekleşme olasılığı en yüksek riskler şöyle devam ediyor:
• Veri sahtekarlığı veya hırsızlığı gibi teknolojik riskler
• Siber saldırılar
• Toplumsal sorunlara sebep olacak su krizi
• Küresel yönetim başarısızlıkları
• Piyasaların yukarı doğru hareketlerinden kaynaklı varlık fiyatı balonu
Gerçekleştiğinde devasa zararlar verecek riskler de rapora kaydedilmiş. Olasılığı yüksek olan riskler ile zarar gücü yüksek riskler yan yana konduğunda, çevresel riskler yine ön plana çıkıyor. Özellikle iklim kriziyle mücadelede başarısızlık, biyoçeşitlilik kayıpları ve aşırı hava olayları hem gerçekleşme olasılığı hem de zarar gücü yüksek riskler olarak insanlığın başucundaki tehlike olarak tanımlanıyor. Kitle imha silahları gerçekleşme olasılığı düşük olsa da büyük trajedilere sebebiyet verebileceğinin altı çizilmiş. Zararı tahmin edilmez derecede büyük olan bir diğer risk de ulusal veya küresel bilgi altyapısının çökmesi. Böyle durumda hem ticaretin hem de vatandaşlık hizmetlerinin işlemez hale gelmesi bekleniyor. Listenin son sırasından giren salgın hastalıklar ise 2019’un sonlarında ortaya çıkan korona virüsünü hatırlatıyor.

2020’DE YÜKSELMESİ BEKLENEN RİSKLER
Ankete katılan uzman ve karar alıcılara kısa vadede yükselmesi beklenen riskler de soruldu. Buna göre 2020 yılında yükselmesi beklenen risklerde iklim krizi kaynaklı tehlikeler başı çekti. Aşırı sıcak hava dalgaları, ekosistemin tahribatı, kirlilik kaynaklı sağlık problemleri, kontrol edilemeyen yangınlar bu yıl içinde sektörlerin gündeminde sıklıkla yer alacak. Toplumsal risklere bakıldığında yerel siyasette kutuplaşma, su krizi, hükümetlerin popülist politikaları ve medya kaynaklarında güvenilirliğin kaybı öne çıktı.
Rapora göre kimi teknolojik risklerin de yükselmesi bekleniyor. Bilgi altyapılarına siber saldırılar ile banka hesaplarının boşaltılması gibi riskler göze çarpıyor. Ayrıca hükümetlerin ve şirketlerin vatandaşların mahremiyetini korumakta etkisiz kalacağından bahsediliyor.
Ticaret ve yatırımlarda daha tedbirli davranılacağı ve büyük ekonomilerdeki durgunluk olasılığı ekonomik riskler kategorisinde yer alıyor.
İKLİM KRİZİNDEN KAÇIŞ, AMA NEREYE?
Raporda sektörlerin ve devletlerin iklim kriziyle yüzleşmekten kaçtığının altı çiziliyor. Ancak bu durum başlı başına bir risk. İklim değişikliği ile mücadele, bu sene uzmanlar tarafından en riskli alan olarak görülüyor. Hükümetlerin ve şirketlerin iklim krizini hafifletme ya da iklim krizine uyum sağlama çalışmalarında sınıfta kalacağı tahmin ediliyor. Bu durum, çözüm aranan ekonomik ve jeopolitik sorunları tehlikeye atabilir.
‘TIP, SALGINA SON DARBEYİ İNDİREMİYOR’
Küresel Risk Raporu, tüm ülkelerin sağlık sistemlerinin yeni baskılar altında olduğunu vurguluyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün koronavirüsü pandemi olarak ilan etmesinden önce raporda bu konu özetle şöyle ifade ediliyor: “Tarih boyunca birçok sağlık sorununa çözüm bulan tıp bilimleri, tüm dünyada yükselen aşı karşıtlığı ve mikropların ilaç dirençlerinin artması sebebiyle salgın hastalıklara karşı ilerlemeyi başaramıyor. İnsanlığın en büyük katili olan salgın hastalıklara karşı son darbeyi indiremiyor.”
Rapor, sağlık sistemleri üzerindeki baskıları üç ana başlıkta sıralıyor: Devam eden salgın hastalıklar, aşı karşıtlığı ve mikropların ilaçlara karşı direnci.
Raporda bugüne kadar çocuk felci, HIV/AIDS, tüberküloz ve sıtmaya karşı gerçekleşen başarılara rağmen 2030’da virüslerin mutasyona uğrayarak aşı ve ilaçlara karşı direnç kazanacağı tahmin ediliyor. Bu da eski salgıların tekrar gündeme geleceğini ortaya koyuyor. Koronavirüs şimdiden bu iddiaları doğrulamış vaziyette.
Buna benzer salgın hastalıkların tekrardan ortaya çıkmasına, tüm dünyada yükselen aşı karşıtlığının neden olduğu belirtiliyor. Kızamık hastalığının tekrardan canlanması da bunun sonucu Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde geçen sene çoğu çocuk 5 bin 100 kişi hayatı kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü, mikropların tedaviye direnç kazanmasını da hesaba katarak 2050’ye kadar salgın hastalıklar sebebiyle 10 milyona yakın can kaybı bekliyor.
Raporda dünyadaki tüm sağlık sistemlerinin SARS, Zika ve MERS gibi ortaya çıkan salgınlara karşı henüz hazırlıksız olduğu notu düşülüyor. 195 ülke genelinde yapılan kapsamlı bir sağlık güvenliği araştırmasına göre, hiçbir ülke bir salgın hastalığı kontrol etmeye hazır değil.
SAĞLIKTA TALEP KAPASİTE UYUŞMAZLIĞI
Sigorta sektörünü de yakından ilgilendiren bir diğer durum da sağlık sektörünün geleceğinin belirsiz olması. Rapora göre, sağlık harcamaları her yıl hesaplanamaz bir hal almaya başladı. İnsanların ortalama ömrü uzadıkça sağlık ve sosyal bakım gereksinimleri artırıyor. Sağlık sektörü buna cevap vermeye çalışırken tüm dünyada sağlık harcamaları enflasyon oranını geride bırakıyor. Bu durum da sigorta şirketleri etkiliyor ve sağlık harcamaları öngörülemez bir hal alıyor. Ayrıca ilaç sektöründeki devrim, daha iyi ilaçların ve tedavilerin çok daha pahalıya satılması, toplumların sağlık sektörüne karşı güvenini zedeliyor.
Nüfusla birlikte şehirleşme ve ortalam yaşam süresi de artıyor. Kötü beslenme, hareketsizlik ve tütün veya alkol kullanımı sağlık sistemi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Kardiyovasküler hastalıklar, tümörler ve kronik solunum yolu hastalıkları insanlığın önündeki en büyük riskleri oluşturuyor. Artış gösteren depresyon ve anksiyete bozuklukları da sağlık sistemleri için büyük bir yük oluşturuyor.
Bir diğer sıkıntı, dünyanın her yerinde sağlık çalışanına olan talep artarken gelişmekte olan ülkelerdeki doktorlar düşük ücretler sebebiyle göç ediyor. Beyin göçü sebebiyle yoksul ve kırsal kesimdeki insanlar sağlık hizmetlerine ulaşmakta zorlanıyor.
DSÖ iklim değişikliğini “21’inci yüzyılda küresel sağlık için en büyük tehdit” olarak görüyor. İnsan İklim değişikliği bulaşıcı hastalıkların görülme sıklığını da artırıyor. Küresel ısınmanın sivrisinek dostu yaşam alanlarını tropik alanların ötesine doğru genişletmekte ve sıtma, sarı humma, Batı Nil virüsü ve Zika gibi hastalıkları yeni bölgelere yaydığı belirtiliyor. Bu da aktüerlerin salgın hastalıklar hesaplarını gözden geçirmesine sebep oluyor.
DİJİTAL İNOVASYON TEHDİDİ
Raporda önemli yer tutan risklerden biri de teknolojik riskler. Yapay zeka ile birlikte teknoloji hem insan hayatını hem de gezegenin sağlığını geliştirme ihtimali masada dururken bireyler ve işletmeler siber saldırı tehdidi altında.
Geçtiğimiz yıllar içerisinde siber saldırı ve korumasız verinin yarattığı riskler sebebiyle hem bireysel hem de kurumsal hasarlar birçok kez gündeme geldi. Bununla birlikte gelecekte yeni bir teknolojik riskin, yapay zeka çalışmaları üzerinden gelmesi bekleniyor. İnsan beyni ile dış bir cihaz arasındaki doğrudan iletişim yolu olan beyin-bilgisayar-arayüzünün nasıl riskler barındırdığı tahmin edilemiyor. Tahmin edilemez bu durumun, sigorta sektörünü ciddi şekilde zorlayacağının altı çiziliyor. Ayrıca aylar süren matematiksel problemlerin çözümlerini saniyeler içinde ortaya döken kuantum bilgisayarlar, geleceğin bir diğer tehditi olacak. Askeri ağlar, güç şebekeleri ve e-posta gibi birçok alanda şifrelerin yararsız hale gelmesi bekleniyor. Yeni şifreleme modelleri gelişene kadar kuantum bilgisayarları bir risk olarak hayatımızda yer almaya devam edecek.
YENİ ÖNERİ: PAYDAŞLAR KAPİTALİZMİ
Raporda “büyük güçler arası ekonomik çatışma” en büyük ekonomik riskler arasında gösteriliyor. ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşının 2020’de 700 milyar dolarlık hasar bırakacağı tahmin ediliyor. Ülkeler arası bu tür belirsizlik ya da tansiyonlar, küresel olarak yatırım ortamını 2020 yılında olumsuz yönde etkileyebilir. Ekonomik büyümenin lokomotifi olarak görülen ticarette de büyüme rakamları düşüyor. Dünya Ticaret Örgütü, 2019’da ticaretteki büyümenin %3’ten %1.2’ye düştüğünü hesaplıyor.
Bütün bu risklere karşın Davos’taki forumda çözüm önerisi olarak “paydaşlar kapitalizmi” sunuluyor. Ekonomik büyüme, siyasi irade ve sosyal istikrar, “paydaşlar kapitalizmi” modelinin temelini oluşturuyor. Bu öneriye göre, günümüzün şirketleri, daha az işletme kârı getirse de çalışanlarını, kamuoyunu ve çevreyi paydaşları olarak görüp onları daha fazla dikkate alması gerekiyor. Rapor, şirketlerin ihmal ettikleri paydaşları tarafından değişime zorlandığını söylüyor. Raporda değerlendirmelerde bulunan ekonomistler “ekonomik büyümenin gezegeni korumakla beraber gitmesi gerektiğini” düşünüyor.
AKSOLOTL’I KURTARMAK
Meksika kökenli bir tür semender olan Aksolotl, nesli tehlikede olan bir canlı. Bilim insanları bu canlı sayesinde sinir sistemi ve kalp ile ilgili hastalıklara karşı yeni tedavi yöntemleri geliştirme konusunda oldukça ciddi adımlar atıyor. Hatta bu nesli tükenmekte olan canlının yüksek rejenerasyon yeteneğine sahip olması, kanser tedavisi araştırmaları için umut teşkil ediyor. Ancak iklim değişikliği sebebiyle soyu kurumak üzere…
Aksolotl dahil birçok canlının nesli tükeniyor. Bunların bir kısmı da aksolotl gibi medikal araştırmaların bir parçası. İnsanlık tarihindeki en hızlı biyoçeşitlilik kaybı gerçekleşiyor. Sanayi devriminden sonra yabanıl memelilerin %83, bitkilerin yarısı yok oldu.
Rapora göre, insanlık beş farklı yoldan biyoçeşitliliği tehlikeye atıyor. Bunlardan ilki tarım ve sanayi alanlarını genişlemesi. Bu sebeple sulak alanların %85’inden fazlası yol oldu. İkinci büyük tehdit ise avcılık ve hasat ile hayvan ve bitkilerin sömürülmesi. Üçüncüsü kirlilik; tarım, sanayi ve madencilik faaliyetleri, ortaya çıkan petrol sızıntıları, zehirli çöp yığınları çok ciddi bir kirliliğe sebep oluyor. Biyolojik çeşitliliğin azalmasına yol açan dördüncü etken ise yerel türlerin yerel olmayan türlerle yer değiştirmesi. Beşincisi ise insan kaynaklı bir kısır döngü: İklim krizi biyoçeşitliliğin azalmasına sebep oluyor ve biyoçeşitliliğin azalması iklim krizine olan dayanıklılığı azaltıyor. Çünkü biyoçeşitliliğin yüksek olması iklim krizi ile mücadelede yardımcı olabilecek seçenekler barındırıyor. Sağlıklı toprakların oluşması, bitkilerin tozlaşması, suyun arındırılması sağlayan biyoçeşiklilik aşırı hava olaylarına karşı da direnç sağlıyor.
GEÇMİŞ 10 YILIN TAHMİNLERİ TUTTU
Rapora 2007’den bugüne baktığımızda birçok riskin artık listeye girmediğini görüyoruz. Bunun sebebinin, bu risklerin hayatımızdan çıkmış olması değil, bizi bekleyen yeni risklerin eskilerinden daha fazla zarar verecek olması olduğunu not düşelim.
2007’den itibaren arka arkaya 4 yıl boyunca listeye giren kronik hastalıklar, 2016’ya gelindiğinde can kayıplarının %88’inin nedeni olmuş, Türkiye ekonomisine zararı 70 milyar lira olarak hesaplanmıştı. Çin ekonomisinde küçülme riski de bugünlerde kendini gösteriyor. Temmuz 2019’da Çin ekonomisinde yaklaşık 30 yılın en düşük büyüme oranı gerçekleşirken koronavirüs salgını ve ticaret savaşlarının ardından durması ve hatta küçülmesi bekleniyor. Yine 2008 listesine giren “Ortadoğu’da istikrarsızlık” ihtimali ‘Arap Baharı’ denen ayaklanmalar ile 2011’de başlayıp bugün devam ediyor. 2009’un önemli risklerinden biri olan ‘deglobalization’ (küreselleşmeden geri dönüş) kendini Brexit ile, yani İngiltere’nin AB’den ayrılması ile gösteriyor. Son dönem sektörün en çok hasar ödediği riskler 2011’de listede yayınlanmaya başladı. İklim değişikliği ilk defa listeye girerken ilk beşi, fırtınalar, sel baskınları, kuraklık ve biyoçeşitlilikte azalma ile paylaştı. 2012’de listede yayınlan yeni bir risk girdi: Siber saldırılar. 7 yıl sonra siber saldırıların dünya ekonomisine verdiği yıllık hasar 600 milyar dolara çıktı. 2012 ve 2013’te listeye giren sera gazı emisyonlarındaki artış ile ilgili sınırlandırılma çalışmaları için ilk adım 2015’e gelindiğinde Paris İklim Anlaşması ile atıldı. İmza atan ülkeler arasında anlaşmaya tam uyum sağlayıp sağlamadıkları üzerine tartışmalar devam ediyor. 2016 ve 2017’de ilk kez listeye giren düzensiz göç ve terör saldırıları, bugün dünya için en büyük risklerden biri. Sonunda 2020’ye geldiğimizde ilk beş riskin tamamı iklim değişikliği ile ilgili ve rapor uyarıyor: Önlem alın!






